|
Trabzon ilinin
Arsin İlçesinin Karaca Köyü (Garon) , Trabzon iline 27 kilo metre
uzaklıkta, Arsin ilçesine ise sadece 7 kilometre, Arsin Merkezden denize
dökülen derenin iki yanından giden iki yoldan da köye ulaşmak mümkün.
Derenin sağından giden yolu takip ettiğinizde Arsin İlçesinin Mahallesi
konumun da olan Yenimahalle (Gocaba) Köyünü boydan boya kat ederek
köye gidebileceğiniz gibi derenin solundan Yeşilce ve Elmaalan
köylerinden geçerekte köye gidebilirsiniz. Ülkemizde yaşanan gelişmelere
paralel olarak açılan yeni karayolları köyümüzün Kırmızı Toprak ve
Garon dere girişlerine alternatif olarak Kalfalardan ve Gogolaktan
bağlantı yolları yapılmıştır. Köy halkı evlerinin bulunduğu mevkie
göre alternatif yolları kullanabilmektedir. Tabi bunda yolların bakımlı
olması büyük etken olarak kendini göstermekte, bakımlı olan yollar
mesafe uzun olsa da bozuk yola tercih edilmektedir.. Yeşilce (Holofter)
tarafından yani derenin solundan giden yolun Bekar’uğun camiinden
sonraki bölümü uzun yıllar bakımsız kalması nedeniyle daha çok yakın
köylere gitmek için güzel havalarda bağlantı yolu olarak
kullanılmaktadır. Son zamanlarda o yolunda gerekli onarımının
yapıldığını duydum, ama uzunca bir süredir İstanbul’da olmam nedeniyle
çıplak gözle görme şansım olmadı. Köyümüz civar köyler içinde yüz ölçümü
olarak en küçük köylerden biridir. Arazi yapısı yamaç olmasına rağmen,
çalışkan insanları, yürümekte zorluk çekilecek arazileri kazıyarak
fındık bahçesine çevirmişlerdir. İşlenmemiş yer yok denecek kadar
azalmıştır. 1960 yıllardan sonra fındık bahçesine çevrilen ormanlar,
yaşanan göç ve kardeşler arasında paylaşılan arazilerden elde edilen
fındığın satış gelirinin artık geçim kaynağı olmaktan çıkması nedeniyle
tekrar aslına yani orman olmaya dönüş yolunda hızla yol almaktadır.
Büyüklerimizin çok zor şartlarda sırtlarına gübre taşıyarak
yetiştirdikleri fındık bahçeleri, bir çok yerde ormana dönüşmüş, bir çok
yerde dönüşme eğilimine girmiştir. Köyün hemen her evinin önüne araç
yolu yapılması, ev sayısının çoğalmasına sebep olarak gösterilebilse de,
yaşanan yoğun göç nedeniyle özellikle kış aylarında köyde birkaç aile
dışında kimse kalmamaktadır. Fındık aylarında,(Ağustos) araç park
edecek yer bulunamayan köy, nüfus yönünden de en kalabalık günlerini
yaşar. Bakımsız kalan arazilerden elde edilen fındık rekoltesi düştükçe
insanların bazıları artık fındık toplamaya da köye gelmiyor, gelemiyor.
Büyüklerin mezarlarını ziyaret ve çocukluğunun geçtiği yerlerin özlemi
olmasa birçok insan köye dahi gitmez.
Köy arazileri akraba grupları arasında adeta bölüşülmüş gibidir.
Köyde büyük akraba grubu olarak Ömerbaş oğulları (Yılmaz) , Bektaş
oğulları, (Bektaş ve Pektaş) , Çakırnoğlları (Çakır) ve
Zeyidoğulları(Şahin) olmak üzere dört büyük akraba grubu vardır. Diğer
küçük akrabalar ise Moncoloğulları(Aslan ve Demir) , Kalfalar(yiğit) ,
Kusturular(koç) , Karasanoğulları(köyden ayrılmıştır.) , Bıyıklıoğulları
(Bıyık) ve Todoçlar (Atasoy ve keskin) dan oluşmaktadır.Üyesi
olmaktan büyük onur duyduğum Zeyidoğulları köyün orta mahallesinde
bulunmaktadır.
Köyümüzü karon dere girişinden itibaren resmetmeye çalışırsak. Karon
dere uzun yıllar 100 metreye yaklaşan uzunluğu ve en dik yerinde virajı
olan rampası ile ünlü idi. Aracıyla Karon deresine gelen şoför rampayı
nasıl çıkacağını düşünmeden edemezdi. Normal şartlarda bile rampanın tam
orta yerinde bulunan virajda az ayağını gazdan çekip tekrar yüklensen
aracın toparlamaya bilirdi. Hele birde yüklü bir araca, az düzensiz gaz
vererek rampaya vursan yarı belinde arabayı istop ettirmemek mümkün
değildi. Onun için genelde araç sahipleri yolcu sayısı fazla olduğunda,
komşular bir kısmınız ininde biz sizi rampanın başında bekleriz
teklifinde bulunurlardı. Her seferinde komşulardan bir uğultu olur,
ister istemez gençler iner rampayı bir an önce adımlamak için tırmanmaya
başlarlardı. Hele birde rampanın başından başka bir araç gelirse yol
vermek mümkün değil, mecburen geri gitmek zorunda kalırsın. Çoğunlukla
yüklü araçlar, yolun en düz yeri olan köprünün oraya kadar iner
tekrardan rampayı çıkmak için uygun vitesle arabayı
hareketlendirirlerdi. Dar yolda geri geri inmek ayrı bir ustalık işi,
hele birde gece olur ve benim gibi kırkından sonra şoför olmuşsan ter
içinde kalırsın. Yaklaşık 100 metre civarında olan rampayı yürüme çıkmak
Asrinden köye yaya yürümek gibi bir şey, bir de aracı bekletmemek için
biraz hızlı yürüdün mü terden sırılsıklam bir vaziyette araca binersin.
Meşhur rampamızda maddi hasarlı kazalar yaşanmıştır. Bunların içinde
rahmetli Ali Osman Aga’nın başından geçen kaza en ilginçleridir.
Köyümüzde Bakkal işleten rahmetli Ali Osman aga (Çocuk yaşta geçirdiği
bir hastalıktan gözleri görmez olduğundan köylü tarafından Kör Aliosman
diye anılırdı, ancak hastalık sonucu kör olan gözlerine rağmen bakkal
dükkânını birçok gözü görenden daha iyi işletmesi takdire şayandı.) bir
gün dükkanında satmak üzere Arsin çarşısından karpuz,kavun ve değişik
malzemeler almış Karon derenin rampayı bilmeyen Anadol Kamyoneti olan
bir şöforle anlaşmış, yola koyulmuşlar, Ali Osman ağanın dükkanı köyün
en yukarısında olmasına rağmen bilmediğimiz bir nedenle Gogolaktan
Karondereye geçerek meşhur rampayı çıkmaya başlamışlar,aracın yükü
Anadol kamyonetin istiap haddinden biraz fazla veya bizim meşhur
rampaya dikilince yük biraz arkaya mı kaydı ne aracın ön tekerlekler
yerden kesilmiş, şoförde biraz benim gibi acemi olunca arabayı yolun
kenarında bulunan fındıklıktan aşağıya kaçırmış, dik bir yamaç olan
fındıklıkta araç geri, geri giderken Rahmetli Ali Osman ağa bir şey
görmediği için şoföre diyormuş yahu uşağım bu yolda bu kadar kasis
yoktu, yanlış yoldan mı gidiyoruz. Allahtan ölümcül bir yaralanma olmadı
araç fındık ocaklarına takılarak kaldı. Şimdi artık rampanın hemen her
yerinde iki araç birbirine yol verebiliyor. Zemini de bayağı güzel eski
maceralar anılarda kaldı artık. Rampanın en tehlikeli virajı dediğim
yerini geçip köye doğru çıkarken yolun dere tarafında yani solunda ilk
karşılayan Ekrem Hafız’ın oğlu
Birkaç yıldır Ömerbaş oğullarının (Yılmaz) arazilerinden
oluşmaktadır. Bektaş oğullarının bir kısmı Todoçlar(Keskin) ve
Monçol(Arslan ve Demir) oğulları da köyün aşağı mahallesinde ikamet
etmektedir. Köy nüfusunun üçte birlik bölümünün ikamet ettiği aşağı
mahalle, son günlerde aldığım duyumlara göre toplam 11 kişi öğrencisi
olan Karaca köyü İlkokulunun da bulunduğu yerdir. 1966 yılında açılan
okul, o yıllarda öğrencileri yerleştirecek sınıf bulamadığından odun
deposu olarak yapılmış mekanlar dahi sınıf olarak kullanılıyordu. Okulun
önünden geçen araba yoluyla devam ettiğinizde, Caminin altından geçerek
sizi karşılayan Kalfaların viraj diye ünlü keskin viraja ulaşırsınız.
Virajın etrafında ismini aldığı kalfaların (Yiğit) ev ve arazileri
bulunmaktadır. Rahmetli Kalfa Hacı İsmail ve Osman Ağaların ahşap
evlerinin yerinde betonarme çok sayıda ev yer almaktadır. Virajın tam
karşısında köy Camii ve yakın zamanda rahmetli Muhtar Seyfettin Yılmazın
gayretleriyle yapılan minaresi yükselmektedir. Etrafındaki mezarlık
artık dolmaya yüz tutmuş olsa da, köyümüzde on yıla yakın imamlık yapan
ve son dönemde köyden yetişen tüm hafız ve kuran talebelerinin hocası
olan Alaattin Hocanın döneminde yapılan temizleme ve ağaçlandırma
çalışmalarının etkisiyle güzel bir görünüm arz etmektedir. Virajdan sağa
dönüp köyün içine doğru devam ettiğinizde artık Caminin yaklaşık 200
metre yukarısından Bıyıklı Oğullarının mahallesinden (Alista) geçerek
Rahmetli Hacı Arif aganın evinin başından Caminin önüne inen araç yoluna
ulaşırsınız.
Arsin ilçesinin ortasından akan küçük dere Elmaalan ve Karaca
köylerinin ormanlarından kaynayan pınarlardan oluşmaktadır. Küçük bir su
olmasına rağmen bol miktarda alabalık barındıran gölleri çağlayanları
ile görülmeye değer bir güzellikti. Ancak medeniyet denilen canavarın
tüm maddi manevi değerlerimizi tahrip ettiği gibi köyümüzün de doğal
güzelliklerini açılan yeni araç yollarında yaşanan toprak kayması ve
sellerle tamamen tahrip etmiş 20 – 30 yıl önceki güzelliklerden
özellikle deresinden eser kalmamıştır. Uzunluğu on beş kilometre olan bu
derenin beş kilometrelik kısmı iki köye sınırını teşkil etmektedir.
Daha sonra Kocaba (Yenimahalle) ve Holofter(Yeşilce köylerinin de
sınırını oluşturarak Arsin ilçesinin orta yerinden denizle buluşur.
Seksenli yıllara kadar çok alabalık yediğimiz derede artık ilaçlık dahi
alabalık bulmak çok zor. Çocukluğumda özellikle hafta sonları babamla
birlikte dereye balık tutmaya gittiğim günleri hiç unutamam. Babam oğlum
haydi dereye balık tutmaya gidelim deyince sanki dünyalar benim olurdu.
Dereye giderken özellikle kimseler görmesin diye fındık bahçelerinin
arasından tamamen evlerden uzak yerlerden geçerdik. Dereye
yaklaştığımızda yabani bir fındık ocağının dibinden yeni sürgün
eşkinlerden (fidanlardan) ip gibi düzgün olacak bir tane keser,
misinaya oltayı bağlar, misinanın boyunu olta çubuğuna göre ayarlayıp
ucuna oltasını hızlı bir şekilde bağlardı. Balık tutmak için gerekli
olan oltaya takılacak yemi bulmak genelde bana kalırdı. Ancak o oltayı
hazırlayana kadar çoğu zaman ben yeterli yemi bulamazdım. O hemen
derenin kenarına gelir suyun akıntılı yerinden birkaç tane taş
kaldırarak altında bulunan bizim dere köpeği dediğimiz küçük böceklerden
bir iki tane bulur oltasını doldurur balık tutmaya başlardı. Bazen dere
köpeği bulmak mümkün olmadığı durumlarda derenin kenarlarında bulunan
taşların altından bulduğumuz solucanları yem olarak kullanırdı. Göllere
öyle usta yaklaşırdı ki hiç görünmeden oltayı suya bırakır gölde balık
varsa onu genelde çok kısa sürede yakalardı. Gölden bir balık
yakalayınca baba belki yine vardır bir daha atalım dediğimde! Bir gölden
bir tane yeter oğlum sonra geldiğimizde ne tutacağız der, hiç
oyalanmadan geçerdi. Öyle saatlerce değil bir gölün kenarında çok
beklese bir iki dakika bekler balık oltaya vurursa genelde yakalar
birkaç kez vuran ancak oltayı bir türlü yutmayan balıkları beklemeden
geçerdi. Onunla balık tutarken zaten oltaya yem aramaktan ve tuttuğu
balıkları oltadan çıkartmaktan adeta kendimi işin bir parçası gibi
hisseder ayrı bir zevk alırdım. Yakaladığımız balıkları bir çatallı
çubuğa solungaçlarından takar elimde taşırdım. Derenin kenarları tamamen
bakir olduğu için çoğu yerlerinden geçemezdim bazen ya beni sırtına
alır yada derenin kenarından ayrılır fındıklıklardan daha kolay
yürünebilecek yerinden dere kıyısına inerdik. Derenin hayatımızdaki yeri
sadece Cenabı Allah’ın(CC) yarattığı alabalıklarla sınırlı değildi. O
kadar temiz bir suyu vardı ki hemen her yerinden su içerdik. Şu an
parayla satılan bir çok içme suyundan çok daha güzel bir içimi vardı.
İlk baharın sonlarına doğru ısınan havalar derenin suyunuda gelince
Köyün Kuzey komşusu Kocaba(Yenimahalle) , Doğusunda Arseni
bala(Elmaalan) ,Güney doğusunda Foşa (Fındıklı) , kuzey doğusunda
Varvara(Harmanlı) ,batısında ise Zimla(Özlü) köyü bulunmaktadır.
Köyün bir ucundan diğer ucuna beş kilometre bir mesafe vardır. Daha
çok Kestane, Kızılağaç ve Orman gülü(Komar) ile kaplı ormanlarında
hemen her cins yaban hayvanı çok sayıda bulunurdu. Zamanımızda sayıları
azalsa da yine avlanmak için yeterli av hayvanına rastlamak mümkündür.
Ülkemizde uzun süren savaşların ardından fakirliğin yoğun olarak
yaşandığı 1930 – 1960 yılları arasında köy halkı çıkılan avlarda
avladıkları karaca ve geyiklerle çocuklarının et ihtiyacını karşılar,
vurdukları zerdava ve sansar kürklerini satarak da aile geçimine katkı
sağlarlardı. Kış ayları geldiğinde ava gitmek bir gelenek halini
almıştı. Çocukluğumuzda en çok hoşlandığım şey Abdulhalim dedemden av
anılarını dinlemek olmuştur. Tabiî ki o anılar bizleri de onlar kadar
olmasa da av merağının içine çekmiştir. Tek farkımız onlar yaşamak çoluk
çocuğunun yaşam şartlarını düzeltmek için avlanırken biz zevk için
avlanıyorduk. Dedem 1978 yılında 90 kusur yaşında vefat etti. Onunla ava
çıkamadık ama babam ve amcamlarla çok avlara katıldım. Köyün adını
aldığı bir geyik türü olan karacadan halen bol miktarda ormanlarımızda
vardır. Artık köyümüzde herkes belli bir gelir seviyesini yakaladığından
zaten nesli tükenmekte olan av hayvanlarından olduğu için yasak olan
Karaca avı yapan yok denecek kadar azdır. Son otuz yılda çok sayıda
olmasına rağmen vurulan karaca sayısı hatırladığım kadarıyla üç taneyi
geçmez. Tabiî ki hiç vurulmasa daha güzel olacaktı ancak, bazen yeni
yetişen avcıların yanlışlıkla bazen de başkaları vuracağına biz vuralım
gibi ucuz bahanelerle üç tane vurulduğunu biliyorum. Bu güne kadar çok
karşılaşmama rağmen mermi atmayı aklımdan geçirmediğim o güzel gözlü
hayvanı tabiî ki bizlerin haberi olmadan vurup yiyenlerde beklide
vardır. Ancak bizim köy sırtını dayadığı ormanlarda yaşanan av
partilerinde ne olduğunu genelde duyardı. Son günlerde, ormanlarda kimin
ne avladığını takip etmek gerçekten çok zor, Çünkü her taraf örümcek
ağı gibi yollarla örülmüş artık eskisi gibi dağlarda avcılar yaya olarak
dolaşmıyor. Artık avcılığında suyu çıkmış tüfeği eline alan kendini
avcı zannedip dağlarda geziyor. Cenabı hakka şükürler olsun bu güne
kadar herhangi bir kaza olmadı. Ancak bu olmaz demek değil, bizim
çocukluğumuzda beraber gittiğimiz büyükler silah verdikleri zaman nasıl
hareket edeceğimizi, hedefi görmeden kesinlikle ateş etmememizi, arkası
açık olan hedefe ateş ettiğimizde kurşunun karşıda yanlış bir hedefe
isabet edebileceğini, sıkı sıkı tembihlerlerdi. Bizde onların
dediklerine yerine getirmek için ayaklarımız su içinde donsa adeta taş
kesilir hareket etmezdik. O günler çok daha güzeldi. Şimdi her kesin
elinde bir cep telefonu artık birbirine sürekli olarak bilgi
aktarıyorlar. Bizim çocukluğumuzda büyüklere bir şey söyleyecek olsak
işaretlerle anlatmaya çalışırdık ki av hayvanları ürküp kaçmasın. Ses
çıkarmasın diye ayaklarımızın ucuna basar heyecanlı bir şekilde belki
büyüklerden daha çok olayın heyecanını duyardık.
Köyümüzün arazisi genelde engebeli olduğundan hemen her evin
çoğunlukla alt tarafında istisnalar olmakla birlikte yaklaşık bir dönüm
bir tarlası vardır. Evlerin hemen alt taraflarının tarla olması veya
evlerin tarlaların başlarında olmasının başlıca nedeni ahırlarda bakılan
hayvanlardan çıkan gübrelerin kullanılmasının kolay olması olarak
düşünülebilir. Tarlalara Mayıs başında Mısır ile birlikte ocak, ocak
sırık fasulyesi ekilir. Karadenizin meşhur sebzesi olan karalâhana
fideleride aynı dönemde tarlanın içine dikilir. Mısırlar biraz bir karış
boya uzandıklarında uzman eller içlerinden zayıf ve sık olan fidanları
koparır. Artık köyde ayıklama denilen fidelerin daha güçlü olması için
tarla içinde biten ayrık otların temizlenmesi ve fidelerin diplerinin
taze toprakla doldurulması işlemine tarla hazırdır. Ayıklama işlemi de
yapıldıktan sonra tarlada işlere biraz ara verilir. Asıl geçim kaynağı
olan fındık bahçelerinin zararlılara karşı ilaçlanması gübrelenmesi,
çıkan otların ve dikenlerin temizlenmesi derken fındık toplama zamanına
gelinir. Tabii ki köyde ikamet edipte hele de birkaç baş hayvanı olan
bir kişinin sürekli olarak tarlayla fındık bahçesiyle irtibatı kesilmez.
Fındık ayı köyde en kalabalık insan nüfusunun bulunduğu aydır.
Topraklarının azlığından genelde köyün erkekleri değişik iş kollarında
işçi olarak çalışmaktadır. Kendi arazisinden elde ettiği mahsulden başka
geçim kaynağı olmayan aile yok gibidir.
Bu yazıyı her kim yazmış bilemedim ama çok güzel anlatmış köyümüzü teşekkür ediyorum ben kendi adıma ...
Alıntı Adresi : http://nedir.antoloji.com/trabzon-arsin-karaca-koyu/
Yorumlar (1) | Favori olarak ekle (33) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 734 |